Ateşin Kızı; Buika…

Dün sepetçiler kasrında insanlar harika bir gece yaşadılar. Kimle mi? Flamenko ve Caz müziğinin enfes yorumcularından Buika ile…

17. Uluslararası Caz festivali başlamadan bu konserin haberini aylar öncesi aldığımdan konsere gitmeme gibi bir ihtimalim yoktu. Keza biletimi de Caz festivali başlamadan almıştım. İyiki de almışım, çünkü konser öncesi Sepetçiler Kasrı’nın önünde büyük bir kalabalık bilet almak içi büyük bir çaba içersindeydi. Mekan olarak açıkcası Sepetçiler Kasrı’ndan çekinmiştim. Böyle bir konserin daha büyük bir yerde mesela Cemil Topuzlu’da olması bana daha mantıklı gelmişti. Ama gördüm ki Buika konseri için  Sepetçiler Kasrı daha uygunmuş. Çünkü daha samimi ve sıcak bir ortam oluştu. Ona neden ateşin kızı dediklerini sahneye çıkınca anladım. Zenci teninde kıpkırmızı bir kıyafet vardı. Adeta sahneye çıktığında kalabalığı büyülemişti. Ya şarkı söylemeye başlayınca o zaman ise gözlerimiz kıpırdamadan izlemeye başladık, ateşin kızını… Nasıl bir duygu olduğunu anlatamazsın, hakkatten orda olup o sesi duyman gerekir. Böyle bir sesin karşında canlı olarak şarkılarını söylemesi insanı rüya alemlerine götürüyor. Bir kadın söylediği her şarkıyı yaşar mı? Ateşin kızı yaşıyor. Söylediği her şarkıda yapmış olduğu hareket mimiklere bakmanız onun o şarkılara duyduğu duyguları ortaya çıkıyor. Bazen acı, bazen mutluluk, bazen aşk bazen ise küçük bir çoçuk oldu, ateşin kızı şarkılarını söylerken… Böyle bir sesi dinlemenin keyfini oracıkta bir kez daha anlıyorsun. Mahçup bir ifadesi var, Buika’nın. Seyirciye olan iletişiminde ben o tadı aldım. Öyle samimiolmak istedi ki bizle bir ara türkçeği öğrenmek istediğini bile söyledi. Bunun nedeni bizimle daha iyi bir iletişimde olmaktan başka ne olabilirdi ki? Türkçe teşekkür ederim demek için çabalaması ise bize gösterdiği saygının ifadesiydi. Biz bu denli Buika’dan saygı görürken bazı insanlar konserin ortasında çıkarak çok büyük bir saygızılık ettiler. Açıkcası ben bunu daima saygızılık olarak görürüm. Bu konunu başka açıklanabilir bir yanı yok. Parasını verdiğin, dinlemek için gittiğin bir konserin ortasında neden çıkarsın. Şayet başka önemli bir nedenin yoksa. Açıkcası pek bu durumu benim mantığım almıyor. Param var, konserden konsere giderim, havalarındaysan  zaten benim için değeri olmayan bir insansın. Bu durumları görünce açıkcası tepkisiz kalamıyorum.

Her ne kadar böyle olaylarda yaşansa insanlar konser sonunda Buika’ya alkışlamaya doyamadılar. Öyle bir konser gerçekleştirdi ki yapmış olduğu set list filan demeye gerek yok. Çünkü o ne söylese biz dinleyecek gibiydik. Kırmızı kıyafetleri içerisinde bize ateşini şarkılarıyla sunan Buika’ya buradan teşekkürler…

Buika, Sepetçiler Kasrı Final from barfilozofu on Vimeo.

Reklamlar

Grace Jones Konseri

Grace Jones! Grace Jones! Grace Jones! Ne kadar yazsam bir şeyler hep eksik kalacak. Bir yerlerde kesin bir şeyler unutulacak. Ama bir yerden başlamak gerekiyor.

Dün gece açık havada yine harika bir konser vardı. Kim mi? 1949 doğumlu bir efsane Grace Jones…

1949 doğumlu dememin bir sebebi var. Bu sebebi paylaştığın video da fazlasıyla göreceksiniz.

Konser alanına girdiğimde bir sürpriz ile karşılaşacağımızı, şaşıracağımızı konser alanında asılı olan perdeden anladık. İyi bir sahne şovu izleyeceğimizi çoğu kişi az çok kestiriyordu. Ama biz iyi bir sahne şovu izlemedik. Çok iyi bir sahne şovu izledik. Böyle birinin İstanbul’da konser vermesi ne kadar sevindirici ise Açık havada bulunan boşluklarda açıkçası o kadar üzücüydü. Kısacası Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi Tony Bennett konseri kadar dolmamıştı. Bunda belki bilet fiyatlarının etkisi de olmuş olabilir. Grace Jones konseri 21.00’da başlaması gerekiyordu, ama öyle olmadı, konser 21.40’da perdenin hışımla inmesi ve 2 metrelik platformun üstünde Grace Jones görmemiz ile başladı. Ama ne başlamak! Resmen Açıkhava Grace Jones’ın büyüsüne kapılmış gibiydi. İlk şarkı ise 1981 yılında çıkardığı ve albümün ismi de olan Nightclubbing! Her zaman ki gibi sahne kıyafeti şapkası ile Grace Jones müthiş bir giriş yaptı. Her şarkı bitiminde sahnede kendisine hazırlanmış kulise giderek şapkalarını kıyafetlerini değiştirdi. Kuliste şapkalarını değiştirirken seyirci ile diyalog halinde olması ise samimiyetin bir ifadesiydi. Şarkılarını söylerken seyirciyle bütünleşiyor olması onun ne kadar işini profesyonelce yaptığının göstergesiydi.

Grace çok başarılı bir set list hazırlamıştı ve bu set list de benim için ayrı bir yeri olan Edith Piaf’ın unutulmaz şarkısı la vie en rose’u da unutmamıştı. Ve ben Grace Jones’dan la vie en rose şarkısını canlı canlı dinliyordum. Şarkının büyüsüne o kadar kapılmışım ki elimdeki makineyle şarkının kaydını tutmayı bile unutmuşum. Oysaki o makineyi söylerse la vie en rose şarkısının kaydı için kullanacaktım. Neyse makine kullanmak sonra aklıma geldi de slave to the rhythm şarkısının kayıdını yapabildim. Kayıt ses bakımından iyi olmayabilir ama görüntü bakımından tatmin edici olacaktır. Unutmadan Grace Jones bir ara sahneye dansöz kıyafeti ile çıktı, ve resmen dansöz olup oynadı. Grace efsane müzik adamı Michael Jackson için de şarkı söylemeyi unutmadı. Samimi tavırları, seyirciyle iletişimi, dansı, kıyafetleri ve şapkaları ile Grace Jones konseri unutulmayacak konserler arasında yerini aldı ve bir daha Türkiye’ye geleceğinin de sözünü verdi.

Ve Yazıda bahsetmiş olduğum video! Grace Jones – Slave To The Rhythm…

Grace Jones – Slave To The Rhythm, Cemil Topuzlu Open-Air Theatre from barfilozofu on Vimeo.

Tony Bennett & Kerem Görsev Trio

Aslında başlık o kadar çok şey anlatıyor ki, insanın yazası gelmiyor. Ama yazılacak bir o kadar da güzel şeyler var. Konserin öncesinden Kerem Görsev Twitter’dan konser öncesi “çocukluğumdan beri dinlediğim efsane Tony Bennett konserini açacağım sonrada oturup izleyeceğim.” demişti. Her şeyi bir kenara bırakırsak bu bile aslında konsere gitmek için bir neden. Konser bu sözleri sarf eden Kerem Görsev ve ekibi ile başladı. Davulda Ferit Odman, kontrbasta Kağan Yıldız ve piyanoda Kerem Görsev…  Kerem Görsev sahnede iken bizim halk olarak hala caz konseri izleyemediğimiz kanısına bir kere daha tanık oldum.  İnsanların çoğu ayakta, rahatsız edici bir uğultu, resmen sahnedeki insanlara saygı yok. Affedersiniz ama ben Caz konserinde çekirdek ve mısır patlağı yendiğine ilk defa şahit oldum. Konsere geçecek olursak Kerem Görsev Trio her zaman ki gibi oldukça başarılıydı. Son albümleri olan Diversion albümünden One Way çaldılar ama ne çalmak! Ferit Odman bir kaç gün evvel Ozan Musluoğlu Quartet de olduğu gibi yine davuluyla resmen oynuyordu. Tony Bennett konseri öncesi seyirciyi tam anlamıyla ısıttılar. Kerem Görsev çocukluğundan beri dinlediği efsanenin öncesinde çok güzel bir konser performansı sergilemişti…

Efsane çıkmadan öncesinde sahneye kızı olan Antonia Benedetto “Welcome to the Tony Bennett Show diyerek seyirciyi iyice ateşleyerek sahneye atıldı. Bu arada sahnedeki isimleri unutmak olmaz. Piyanoda Lee Musiker gitarda Gray Sargent, davulda Harold Jones ve kontrbasta Marshall Wood sahnedeydi. Antonia Benedetto resmen babasının kızı olduğunu sahnede gösterdiği performans ile kanıtlıyordu…

Ve beklenen an Tony Bennett sahnede… Öyle bir set list hazırlanmış ki daha iyisi olamazdı diyor insan kendi içinden… i left my heart in san francisco’yu Tony Bennett’dan canlı dinlemek mi? Açıkçası aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ama karşımda canlı canlı söylüyordu, Mrs Bennett… 84 yaşına olmasına rağmen kızıyla beraber maybe this time ile dans etmesine ne demeli? Adeta seyirci kendinden geçti. Açıkhava böyle bir konseri açıkçası bir daha göremez, kanısındayım. Hele bir daha Bennett görme ihtimali üzerinden düşünürsek… Ve benim beklediğim şarkı geliyor, strange in paradise… Bu şarkı söylenirken elimde tuttuğum video kamerası aklıma geldi. Hemen live performance kayıt olayına giriştim. Ve finaldeki şarkı fly me to the moon… Bennett ile ayaklarımız yerden kesiliyor ve uçmaya başlıyoruz. Yaklaşık 5-6 kere içeriden seyircinin ayakta alkışları ile çağırıldı. Bennett her seferisinde seyircinin bu jestine karşılık verdi, içten ve samimi bir şekilde… Lafın özü şudur ki kaçırılmaması gereken harika bir geceydi…

Unutmadan bu da Strange in Paradise şarkısının canlı performans kaydı

Tony Bennett – Strange in Paradise Cemil Topuzlu Open-Air Theatre from barfilozofu on Vimeo.

European Jazz Club – Ozan Musluoğlu Quartet & Tore Johansen


Dün gece yine Salon İKSV’deydik. Bu gidişle bu sıralar oradan çıkacağımız pek yok gibi görünüyor. Caz’a doyduğumuz anlardan birisi daha eklendi… Canlı olarak izleyemediğim bir gruptu Ozan Musluoğlu Quartet üstelik bu sefer yanlarında Norveçli trompetçi Tore Johansen da vardı. Konser Ozan Musluoglu’nun Coincidence albümünden Beyeffendi ile başladı. Ve ondan sonrasını insan hatırlamıyor. Tamamen Caz’ın büyüsüne kapılıyorsunuz. Harika bir dörtlü var karşımızda Ozan Musluoğlu kontrbasta, Burak Bedikyan piyanoda, Engin Recepoğulları tenor saksafon, Ferit Odman ise davuldaydı. Bu arada Tore Johansen’ı trompette unutmak olmaz tabi… Kendisi bir ara birkaç dakikalığına kendi bestesinden trompeti ile sola bir performans sergiledi ki insanın Caz’a doyduğu anlar listesine yazılır. Kısacası herşeyi ile iyiydi. Ozan Musluoğlu Quartet ve Tore Johansen. Bu arada Salon biraz daha güzel gözüktü bu sefer,masaları ve masaların üzerindeki mumlarıyla. Açıkcası iyi bir Caz mekanı olma yolunda ilerliyor. Aslında bu Caz için çok iyi bir haber, çünkü bu tarz mekanların fazlalığı ile çok iyi grular ve sanatçılar izleyeceğimiz kanatindeyim.

Ozan Musluoglu Quartet & Tore Johansen, Salon İKSV from barfilozofu on Vimeo.

Caz Festivali – Tünel Şenliği

afisBu sene 17. düzenlenen Caz festivalinin bana göre ilk günü olan tünel şeniliği birbirinden farklı gruplar ve sanatçılar açısından oldukça doyurucuydu. İlk önce soluğu İKSV Salon‘da aldım. Daha önce canlı olarak izleyemediğim Karsu Dönmez ve ekibini izleme fırsatını yakalamışken kaçırmak olmazdı. Beklediğimden daha iyi bir performans sergilediler. Salonun dolu olması bunun kanıtı gibiydi. Youtube’dan dinlemiş olduğum “Divane Aşık Gibi” yorumu bu sefer karşımda canlı çalınıyordu. Üstelik daha iyi daha faklı! Nocturne in C# Minor’ü duydum ve gözlerim kapanmaya başladı. Ta ki Divane Aşık Gibi sözleri dökülene dek. Yorumundan piyano çalışına kadar Karsu Dönmez beni şaşırtanlar arasındaydı.

Salon İKSV’den çıkıp diğer konser mekanlarına gitmeye koyuldum. İlk önce Galata Kulesi ana sanhe. Açıkcası tamamıyla bir curcuna hakimdi. Aardından tünel sahneye doğru yöneldim, oranından Galata’dan aşağı kalır yanı yoktu. Tekrar İKSV Salon’a geçtim. Finlandiyalı Jari Perkiomaki Quartet ve Sirkka Kosenen. Ben içeriye girdiğimde sahneye Sirkka davet edilmişti. Bir grup ağır diye salondan ayrılırken, Sirkka çıktığında tekrar içeriye girdiklerini gördüm. Sirkka tam anlamıyla bir enstrüman gibi, mükemmel bir solo performans sergiliyordu. Ve ardından Jari’nin saksafon sesleri yükseldi. İkili uyumu bu olsa gerek dedim, içimden. Ardından yine bir koşuşturmaca, bu sefer ki mekanımız Nardis Jazz Clup! Doğrusunu söylemek gerekirse Nardis’i bir türlü mekan olarak ısınamadım. Kaldı ki bir piyonun mekanının üçte birinin doldurduğu düşünülerse. Bir gittim ki içerisi tıklım tıklım üstelik havasız. Ama piyano da Michiko Ogawa var! Piyanonun büyüsüne kapılmışım zamanın nasıl geçtiğini unutmuşken saate baktım ve aman allahım Larry Graham konserini kaçırıyorum. Tekrar Galata’dan İKSV Salon’a geçtim. İKSV Salon’a geldiğimde kapıda kuyruklar oluşmuştu. Meğerse Larry Graham ekibinden eski klavyecilerinin vefat haberini almışlar. Kuliste dua ediyorlarmış. Konser yaklaşık yarım saat geç başladı. Ama öyle bir başladı ki ne başlamak! Larry ilk şarkıda milleti havaya soktu. Müziğin vermiş olduğu mutlulukla kendinden geçen insanlar, sahneye atlayıp dans edenler, bateristin yerini alıp bateri çalanlar, Larry’den mikrofonu alıp şarkı söyleyenler kısaca herşey vardı. Gösteri bitti diye kalkanlar bir de ne görsünler, Larry ve ekibi tekrar sahnede! Bu sefer Larry ve ekibi insanların ortasına geçip dans ettiler, tabi bizlerde… İKSV Salon’dan çıktığımda saat sabaha karşı 3’e geliyordu. Caz’a resmen doymuş bir şekilde ayrılıyordum, tünelden. Tünelin içindeki adam, yani ben, müziğe doymuştum…