Ólafur Arnalds – Salon IKSV

Şimdiye kadar çok sayıda konser izlemişimdir, ama ilk defa bu kadar titizlikle takip ettiğim ve konserine gitmek için can attığım son zamanlarda bir konser hatırlamıyorum. Biletleri ilk satışa çıktığında almak, İstanbul’a gelene kadar tüm turnelerinde yaşadıklarını takip etmek gibi…  Ólafur ile tanışıklığımız 2009 yılına dayanır. O meşhur video Ljósið şarkısına çekmiş olduğu ve insanları etkisi altına alan ve birden albümlerinin dinlenmesini, yaptığı bütün işlere bakılmasını sağlayan o video ile… Biliyorum ki çoğu kişi Ólafur’ı o video klip ile tanımıştır. İşte böyle bir insanın bu kadar kısa bir zamanda İstanbul’a geldiğini duyunca şaşırdım. Ve turnesinin büyük bir bölümünü Amerika kıtasında yaptıktan sonra direk son durak olarak İstanbul’u seçmesi şaşkınlığı biraz daha artırmıştı. Zaten konser esnasında Ólafur’da artık İstanbul’dan sonra evine döneceğini söylemişti.  Biraz Ólafur’ın yaptığı müzikten bahsetmek gerekiyor. Aslında yaptığı demeyelim biz buna yaşadığı o müzikten bahsetmek diyelim… Benim konserlerde en çok dikkat ettiğim şeylerden biri de sanatçının hal ve hareketleridir. Bilirim ki iyi bir sanatçı yaptığı sanatı en iyi şekilde yaşar ve onu izleyicisine anlatır. O gece Ólafur’ı dikkatlice izledim, her notada bir şeyler hissettiğini şahit oldum. Biz onu dinlerken o salonun içerisinde değildi. Farklı bir boyuta geçmiş oradan çalıyordu. Bizi de yavaş yavaş o geçmiş olduğu boyuta çağırıyordu. Huzurun orada olduğunu söylüyor ve piyanonun ve yaylıların dışarı çıkardığı o ses ile elimizden tutuyor ve yanına alıyordu… Sanki biz bir filmin içeresindeydik filmin adı ise hayat, ve o bu hayatın müziklerini yaşıyor ve bize de yaşatıyordu, Ólafur Arnalds… Bize son albümü And They Have Escaped the Weight of Darkness’dan esintiler sundu. Her yapmış olduğu bestenin bir hikâyesi olması o kadar çekiyordu ki bizi bir an olsun kopmuyorduk yapmış olduğu müzikten… Bu arada ortamında harika olduğunu söyleyebilirim. Salon IKSV’de izlediğim en iyi konserlerden biriydi. Lakin o kadar önce bilet almama rağmen salonun en kötü yerinde olmama ise şaşırdım. Bulunduğum yerden sadece Ólafur’ı görebiliyor yaylıların ise sadece sesini duyabiliyordum. Birkaç bestenin kompozisyonları dikkat çekmek istiyorum. Bunlardan birisi Ólafur’ın büyülerinden Fok… Burada müziğin başlangıcı o kadar etkileyiciydi ki görselle birleşince ortaya harika bir görüntü ortaya çıktı. Hemen müziğin girişinde bir çocuk sesi duyduk. Ardından yapraklar dökülmeye başladılar. Her yaprak dökülüşü bizi biraz daha koparttı, ağacın yaprakta ayrılışı gibi… Hemen ardından ise yaylılar ve Ólafur, işte her şey harika dedim. Çünkü bütün bu olanlar beklentimin tamamen üstüne çıkmıştı …  Ve bana onu tanıtan o beste Ljósið hafızamda ise o klip karşımda da Ólafur Arnalds… Tarif edilmeyecek kadar güzel bir andı benim için o gece yaşadıklarım. Hatta kendime hayıflandım, Perşembe gününe bilet almadığım için. Salon’a gelenlerin bir kısmı Ólafur Arnalds’ı hem Perşembe izlemişler hem de Cuma izliyorlardı. O gece Ólafur ile aynı şeyi düşünüyorduk. Ne mi? Ólafur’da evine dönerken mutluydu, bizde…