Ane Brun – Salon IKSV

Müzikte Norveç denildiğinde akan sular benim için duruyor. Kuzey insanlarını, yapmış oldukları o müziği ve seslerini şimdiye kadar hep hayranlıkla dinlemiş ve izlemiştim. O kadar güzel insanlar var ki mesela bunlardan birkaçını söylemek gerekirse Ane Brun, Kings Of Conveince, Torun Eriksen, Egil Olsen ve Royksopp aklıma ilk gelenler… Bu isimlerden benim için önemli bir yere sahip olan Ane Brun’ü Salon’nun Temmuz ayında yayınlamış olduğu konser takviminde görünce hem şaşırmış hem de bir o kadar heycanlanmıştım. Bu heycanımın tarifini anlatmak istersem geçen yıl ki Ólafur Arnalds konserini referans gösterebilirim.

Ane Brun bize gerçekten güzel, unutulmaması gereken bir Cuma gecesi  yaşattı. O geceye geçmeden önce Eylül ayında çıkarmış olduğu “It All Starts With One” albümünden biraz bahsetmek gerekiyor. Ane’nin bu son albümü kendisinin kariyeri açısından da çok şey ifade ediyor. Ben bu albümde ciddi bir başarıya ulaştığını düşünüyorum. Bu başarıyı Ekim ayında gitmiş olduğum İsviçre seyahatinde bizzat şahit oldum. İsviçre’ye gittiğimde ilk yaptığım işlerden birisi de Ane Brun’nün yeni albümünü satın almak olmuştu. Albümü satın almadan hatta piyasaya sürülmeden dinlemiş ve ilk fırsatta bu albüme kesinlikle sahip olmayı istemiştim. Hatta birkaç kaide değer dostlarıma da bu albümü hediye ettim. Bu dostlarımdan bazıları ile konser için bayağı önceden bir organizasyon yapmıştık ama ne yazık ki kendileri talihsiz nedenlerden ve önemli programlarından dolayı gelemediler. Albümü satın aldığım sırada müzik marketteki satıcı son zamanlarda bu kadar ciddi satılan bir albüm olmadığını söylemişti. Keza İsviçre’den Almanya’ya geçtiğimde de durum orada da aynıydı. İşte Ane Brun bu kadar değerli bir albümün konseri için İstanbul’a gelmişti. Ane ciddi bir şekilde sosyal medyaya önem veren bir insan. Mesela Facebook fan page sayfasından Stockholm konserinin canlı yayını yayınlamış bir siteyi duyuracak kadar da mütevazi. Stockholm konserini internet üzerinden canlı dinlemiş olmam sebebiyle az çok İstanbul’da nasıl bir konser vereceğini tahmin etmiştim. Ve kendisi bize tahmin ettiğim gibi bir konser yaşattı.

Konser ile ilgili ilk söylemek istediğim şey ise; şimdiye kadar bir çok albüm konserlerinde bulundum, bu kadar başarılı, özverili, profesyonel ve birçok detayı içinde barındıran bir albüm konserine daha önce tanık olmadım. Tabi bu albüm konserini veren kişi Ane Brun olunca onu bunca yıl neden takip ettiğimin sorusunun da cevabını kendisi İstanbul’da bana sunmuş oldu. Evet her şey ile gerçekten harika bir geceydi. Norveç’in o sıcak güler yüzlü naif kadını Ane Brun nihayet karşımızdaydı. O kadar pozitif bir insan ki, bu enerjiyi sahnedeyken size birebir aktarıyor. Bence bu onun yapmış olduğu işe ne kadar saygı ve sevgi beslediğinin apaçık göstergesinden başka bir şey olamaz. Bu arada Ane’nin arkasındaki yani sahnedeki müzisyen ekibini de göz ardı edemeyiz. Gerçekten albümü dinlerken aldığınız o bütün sesleri, yapmış oldukları o harika canlı performansları ile bize birebir hissettirdiler. Bu isimler davul Ola Hultgren, perkisyon Per Eklund, piyano Martin Hederos, elektrik bas ve çello Linnea Olsson klavye ve flüt ise Jennie Abrahamson. İşte böyle harika bir ekip ve Ane Brun ile konsere albümün ilk şarkısı olan These Days ile başladık. Artık Ane Brun etkisi altına girmiş birkaç saatliğine bulunduğumuz o konumdan çıkmış, onun bize yaşatmak istediği o hayal dünyasının içinde yerlerimizi almıştık.O kadar karışık duygular içinde yer alıyorduk ki bunlar kimi zaman neşe, hüzün, melankolilik ya da dans etmek isteyi olabiliyordu. Albümde söylemesini istediğim neredeyse tüm şarkıları söylüyordu. (bir şarkı hariç Lifeline) Albümden söyledikleri şarkıların arasında One, Undertow (ki bu performansını hayranlıkla ve kendimden geçmiş bir şekilde izledim) The Light From One, Oh Love,What’s Happening With You and Him, Worship, Do You Remember ve Words vardı. Bunun yanı sıra diğer albümlerinden de şarkılara yer vermişti. To Let Myself Go, T, Humming One of Your Songs, This Voice, Balloon Ranger ve Dirty Windshield.             

Lakin konsere ilişkin söylemeden geçemeyeceğim bir noktada gelenlerin belli bir bölümü (bayağı bir bölümü) Ane Brun’ü “Big In Japan” şarkısından ibaret sanıyor. Big In Japan cover’ı için adeta yırtınan seyirci Lifeline şarkısı için çaba gösterseydi, Ane Brun’e ciddi bir saygı duymuş “evet biz senin çıkarmış olduğun o son albümü keyifle dinledik ve şimdi de canlı dinlemek için buradayız” mesajını vermiş olurdu. “İyi bir Cover Song yapmak şarkıcı açısından oldukça iyidir, lakin kötü yanı ise her konserde karşına çıkan, lütfen o şarkıyı söyle diyen insanlar.” (Ane Brun bar cover grubunda söyleyen bir vocal değil.) Ama yine Ane o nazikliği ile o seyircileri kıramadı. Bis’ten sonra son şarkısı olarak Big In Japan şarkısını söyledi.

Bize harika bir Cuma gecesi yaşatan Norveç’in o sıcak güler yüzlü naif kadını, Ane Brun ve ekibi yaklaşık 2 saat sahnede kaldılar. Biz ise o 2 saatlik zaman dilimin esiri olmuş, hiçbir şeye aldırış etmeden huzuru bulmuş ve bu rüyanın tekrar olabilmesi umudu ile uykumuza dalmıştık…

Not: Fotoğraflar Sibel Doğru‘ya aittir.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s