19. İstanbul Caz Festivali; Erykah Badu

Hani bazı konserler vardır, haberini erken alırsın. Haliyle önünde işkence niteliğinde ciddi bir süreç oluşur. Önceden program yapmak zorunda kalırsın. Hatta ya o gün bir sorun çıkarsa diye de endişelenirsin. İşte o konserlerden birisi 19. İstanbul Caz Festivali kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava sahnesinde gerçekleşen Neo-Soul’un kraliçesi olarak gösterilen ve ilk kez Türkiye’ye gelecek olan Erykah Badu’ydu…

Erykah Badu’nun müziğini dinlerken hissettiklerimi büyük bir ihtimalle burada çok iyi aktaramayacağım. Çünkü o buna bir an olsun bile izin vermiyor.
Kendisi sahneye adımını attığında ilk önce harika bir kadın gördüm. Özellikle bakışları ile seyirciyi etkisi altına alması bir an olsun gözümüzü ondan ayırmamamıza neden oluyordu. Sahnedeki o asil duruşu bile bizi etkilemek için bir sebepti. O üst düzey enerjisi ile öyle bir giriş yaptı ki konsere, ilk dakikadan herkesi ayağa kaldırdı. İlk beş- altı şarkılık süreçte bütün açık hava onun şarkılarına ayakta dans ederek eşlik etti. Erykah seyircinin göstermiş olduğu bu sevgi selinden oldukça memnun görünüyordu. Hatta şaşırdığını bile görmek mümkündü. Bu arada beni en çok etkileyen durumdan birisi de Erykah Badu’nun inanılmaz bir ekibe sahip olması. Bu kadar güçlü bir ekibe sahip olması aslında onun ne kadar büyük bir şarkıcı olduğunun kanıtı. Erykah şarkıcılığı dışında ayrıca sıkı bir aktivist. O gün sahneye Arizona’daki göçmenlere destek vermek için “I am an imigrant” (Ben bir göçmenim) yazılı bir tişörtle çıktı. Ayrıca seyirci ile sürekli bir iletişin halinde olan Badu bir ara şöyle bir cümle kullandı “Bigger than your goverment” bu cümle aslında bireyin ne kadar güçlü olduğunun bir ifadesi niteliğindeydi. İşte Badu’nun bana göre yaratmış olduğu o müzik felsefesinde de bu var…

Sahnedeki hâkimiyeti, tek başına o güçlü kadın duruşu ve bize bunu tamamıyla aktarması tam bir zarafetin dışa yansımasıydı. Konserde dikkat edilecek hususlardan biri de sanki bir albüm kaydı yapılıyormuşçasına her şeyin kusursuz oluşuydu. Albüm kayıtlarından tek farkı ise konserdeki şarkılarının albüm kayıtlarından daha iyi olmasıydı.

Sonunda Badu’da dayanamadı ve o müthiş koronun içinde kendine yer buldu. Hatta bir an olsun bile ayrılmak istemedi, seyirciden… Gösterilen o ilginin altındaki utanma duygusu aslında onun kişiliğinin ne derecede olduğunun dışa yansıması gibiydi. Badu çok güzel şarkılarına söyledi. Bunların arasında Other Side of the Game, Window Seat, On & On, Apple Tree gibi harika şarkılar vardı. Hele konser sonunda yapmış olduğu bis seyircinin göstermiş olduğu o ilgiye vermiş olduğu bir hediyeydi. Resmen Badu konser içinde minik bir konser daha yaratmıştı.

İşte 4 Grammy sahibi olan bu harika kadın derin, renkli ve özgün sesiyle bize harika bir gece yaşattı. Her şey o gece, o kadar güzeldi ki “biz” adını koyamadık…

Not: Fotoğraf Ebru Baranseli‘ye aittir.

Reklamlar

19. İstanbul Caz Festivali; Gretchen Parlato / Ambrose Akinmusire

Dünyanın neresinde tarihin içinde caz konseri izleyebilirsiniz? Ya da bir arkeoloji müzesinin bahçesinde caz konseri izleyebilir misiniz? Bu soruların cevap anahtarına sahip olan şehirdir, İstanbul…

İstanbul Arkeoloji Müzesi İstanbul Caz Festivali kapsamındaki konser mekânlarının en etkileyicisi ve en güzelidir, benim için…

İşte böyle bir yerde dün akşam harika iki insan vardı. Caz eleştirmenleri tarafından daha şimdiden çok önemli bir trompetçi ilan edilen Ambrose Akinmusire ile modern cazın en yaratıcı genç yorumcularından Gretchen Parlato bize harika bir atmosfer eşliğinde fevkalade bir müzik ziyafeti sundular.

İlk önce Ambrose Akinmusire ve arkadaşları sahnedeki yerini aldı. Bu arada arkadaşlarından bahsetmeksek ciddi bir haksızlık yapmış oluruz. Hepsi birbirinden kendi alanlarında değerli müzisyenler. Tenor Saksofon Walter Smith III, piyano Sam Harris, kontrbas Harish Raghavan, ve davul Justin Brown.

Akinmusire’den biraz bahsetmek istiyorum. Kendisinden 2007 yılındaki Thelonious Monk Uluslararası Caz Trompet yarışmasındaki birinciliği ile haberdar oldum. Akinmusire sadece benim değil, benim gibi cazla ilgilenen herkesin ilgisini çekmişti. Kendisinin bir röportajında Kendi tarzını nasıl tanımlarsınız? Diye sorulduğunda Akinmusire ilginç bir cevap veriyor, diyor ki; “dürüst olmak gerekirse her şeyi kontrol etmeye çalışmıyorum.” Yani her şeyi akışına bırakıyor. Çalarken bizzat buna şahit oluyorsunuz. Trompetine yön vermiyor, ona yöneliyor. Aslında bu durum caz için çok önemli çünkü Akinmusire doğaçlamanın istediği şeyi veriyor. O an için, ona ait oluyor. Bu durumu yakalamak oldukça zordur. Eğer bir örnek vermek gerekirse bu tarzın en başarılı örneği dahi trompetçi Miles Davis’tir. Miles Davis dâhidir. Çünkü dehanın tanımını yapmıştır. Hatta Akinmusire’a soruluyor. Miles Davis’ten nasıl etkilendiniz? Diyor ki; Bütün caz müzisyenleri Miles Davis’ten etkilenir. Ve şunu da ekliyor. “Benim için, Miles Davis sanatçıların kariyerlerini nasıl yaşaması gerektiğini çok iyi bir örnektir, o sürekli bir müzisyen olarak daima kendini yeniden keşfetti.” Aslında Akinmusire’nin ne demek istediğini biz dün gece yapmış olduğu o müziğin etkisinde bulduk. Benim için inanılmaz bir performanstı. Gerçekten bu kadar farklı bir trompetçi daha önce canlı dinlememiştim. Çünkü bu kadarını beklemiyordum. Ağırlıklı olarak son albümü When The Heart Emerges Glistening’den harikalar yarattılar. Bu albümü mutlaka dinleyin, size huzurun kapılarını açacaktır. Hatta arada bir gözlerinizi kapatın ve müziğin sizde canlandırdığı o güce kulak verin.

Yaklaşık 1 saat sahnede arkadaşları ile beraber kalan Akinmusire zamanı adeta kendine hapsetti ve bize müziği ile sattı. Kısacası zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.

Ardından kısa bir bekleyiş sonrası sahneye Gretchen Parlato ve arkadaşları geldiler. Her şey daha bitmedi, bir de bizi görün der gibiydiler. Parlato, sahneye piyanoda Taylor Eigsti, davulda Kendrick Scott, Kontrabas ve Gitarda Burniss Travis ile çıktı. Parlato’yu 2009 yılında çıkarmış olduğu In a Dream albümü ile keşfetmiştim. O zamanları sade bir arayış içerisindeyken Parlato aniden karşımda belirmişti. O albüm Parlato’nun tanınması için de kariyerinde çok önemli bir yere sahiptir diye düşünüyorum. Bu kadın, yaşayan efsaneler Herbie Hancock, Wayne Shorter ve Kenny Barron tarafından son zamanların en başarılı caz vokalisti olarak gösteriliyor. Hatta Wayne Shorter’in birkaç bestesine de inanılmaz bir yorum katmış. Mutlaka dinlemenizi öneririm. Burada biraz ses yetkilerinin becerisizlikliği mi yoksa sistemin yetersizliği bilemiyorum ama neredeyse konser sonuna kadar bir türlü istenilen ses düzeyini ve kalitesini ayarlayamadılar. Çünkü Parlato’nun sesi o kadar narin ki en küçük bir belirsizliğe teamülü yok. Aslında Parlato için açık hava konser mekânı belki çok uygun da olamayabilir. Kapalı bir konser mekânında sesinin rengi daha da net bir şekilde anlaşılabilir. Ama yine de Arkeoloji müzesinin bahçesinin akustiği bunun için uygun bir mekân gibi görünüyor. Parlato’ya dikkatli bir şekilde incelediğimde şunu fark ettim. Parlato adeta sesine hükmediyor. Sınırlarını çok iyi bir şekilde belirliyor. Üstelik sesindeki o sıcaklık resmen sizi sarıp sarmalıyor. O berrak ses dün gece harika şarkılar seslendirdi. Mesela Butterfly, On the Other Side, Alo Alo ,Circling, Within Me, How we Love ve Blue in Green aklımın bir köşesinde kalanlar… Hatta Parlato birkaç şarkıda Akinmusire’yi sahneye davet etti ve birlikte harikalar yarattılar. Parlato’nun su gibi sesi ile Akinmusire’nin trompetinin çıkan sesler birleşince, keyfin sesini duyar olduk. Bize aslında doğaçlamanın büyüsünü sunuyorlardı. Etkisinin ise bize sarhoş etmemesi gibi bir ihtimal olamazdı. Aslında o an, hiç ayılmamak hayattaki en güzel duyguydu, bizim için…

19. İstanbul Caz Festivali, Tünel Şenliği

Tünel benim için ayrı bir yere sahip, dar sokaklardan İstiklale çıkmak ya da kuytu bir arada oturup bir şeyler içmek, işte bunun zevkini almak bana gerçekten huzur veriyor. Diğer bir başka huzur kaynağım ise Caz. Bu iki huzur 3. kez İstanbul Caz Festivali kapsamında düzenlenen Tünel Şenliği festivalinde buluşuyor, kaynaşıyor ve büyülü tılsımı ile etraftakileri mutluluk veriyor. Ben de tünel şenliğini kaçırıp huzurumu bozmak istemeyenlerdenim. Çok geniş bir programa sahip olan bu festivalde kendime program yapmak da bir hayli zor oldu. Fakat ben programa daha önce göz attığım için, ilk başlayacağım konser Hollanda Konsolosluğunun bahçesinde sahne alacak Hollandalı cazcı Ntjam Rosie idi. Konser için Hollanda konsolosluğunun bahçesi sevimli ve bir o kadar da sıcak bir ortama sahipti. Caz severlerin kimi çimenlerin üzerine oturmuş, kimi benim gibi sırtlarını bir ağaca vermiş konserin başlamasını bekliyordu. Konsere gelmeden birkaç gün önce Ntjam’ın 2010 yılında çıkarmış olduğu Elle albümü keyifle dinlemiştim. Albüm fotoğrafındaki Ntjam’ın 2010 yılında canlı dinlediğim Grace Jones’a olan benzerliği beni hayrete düşürmüştü. Yaptığım araştırmaların sonucudu da bunun göstergesiydi. Ntjam için kaz dünyasının Grace Jones’ı diyorlardı. Ntjam arkadaşlarıyla beraber sahnedeki yerini aldığında artık bu benzerlik bütün gerçekliği ile karşımdaydı. Gelmeden dinlemiş olduğum Elle albümünden güzel şarkılar söyledi. Albümün giriş şarkısı olan Morning Glow oldukça başarılıydı. Sahnedeki sıcaklığının sebebi, kendisinin de ifade etmiş olduğu o Afrika kökenli oluşunun samimiyetiydi. Seyirci ile sürekli diyalog halinde olması sürekli gülen o çikolata kıvamındaki yüzü seyircinin içini ısıttı. Türkçe bir şarkıyı seslendirecek kadar özgüvene sahip oluşu ise bizi bir hayli şaşırttı. Bugün günlerden ne? Sorusuna seyircinin cumartesi demesi üzerine koca bir hayır çekerek, Bill Withers ait olan ve sayısız filmde kullanılan Lovely Day diyerek cevap vermesi yüzümüzde kocaman bir tebessüm bırakarak, bizi daha da mest etti.
Aklımın bir köşesine sıcakkanlı Hollandalı cazcı Ntjam Rosie’yi de yerleştirmiş olmanın keyfi ile İngiliz caz üçlüsü Phronesis’i dinlemek için Salt Beyoğlu’nun yolunu tuttum. İyi ki de tutmuşum diyorum. Hatta konser bittikten sonra kendime biraz geç kaldığım için hayıflandım. Bu kadar başarılı bir konser performansı beklemiyordum. Phronesis dediğim gibi üç kişiden oluşuyor. Kontrbas Jasper Hoiby piyanoda Ivo Neame ve davulda Anton Eger’den oluşan bu harika üçlü bizim ruhumuzu saran yapmış oldukları o müzik ile bize bunu harika bir şekilde hissettirdiler. Phronesis anlam olarak şu demek; “eğitim ile edilen pratik bir erdem.” Sahnede o erdem bütün ağırbaşlılığı ile karşımızdaydı. Sahnedeki o kararlılıkları ve o güçlü oluşları bizi oldukça etkiledi. Bu arada Salt Beyoğlu için çok şirin bir sahne oluşturulmuş. Seyirci sanki bir söyleşi ortamında gibiydi. Tek eksiği Jasper’ın ve bizlerinde etkilendiği havalandırma sorunuydu. Onun haricinde ortam o an için mükemmel görünüyordu. Performansını ve bize verdiği o enerji için davulcu Anton yani sahnenin çılgın adamı seyirciyi resmen büyüledi. Jasper’ın da dediği gibi bu erdemli üçlünün mutlaka bir CD’sine sahip olunmalı. Çünkü görülen o ki bu üçlü ilerisi için caz adına çok iyi işler yapacaklarının sinyallerini verdiler, o akşam. Ben ise harika duygular ile Salon’un yolunu tutum. Phronesis konserini bir an olsun kımıldamadan dinlediğim için Jülide Özçelik konserinin sonuna yetişebilmişim. Ama Hayat’ı, Zaman’ı ve Yalan Dünya’yı kaçırmadım… Jülide her zamanki gibi karakteristik o yumuşak sesi ile bizi duygulandırdı.
Ve benim için bu festivalin kapanışını Salom’da sahne alacak enerjileri ile bizi yerimizde rahat durmamızı sağlamayan Jo Stance grubu ile kapadık. Benim için harika bir final oldu. Finlandiyalı soul şarkıcı Johanna Försti ve davulcu-yapımcı Teppo Mäkynen’in bir projesi, Jo Stance. Gerçekten harika bir projeye imza atmışlar. 3 saksafoncu, 2 gitarist, 1 davulcu ve bir vokalden oluşan bu grup 60 yılların caz gruplarını andıran o nostaljiyi sahnede yaratmış oldukları inanılmaz enerji ile harmanlayıp bize sundular. Özellikle davulcu Teppo’nun performansı seyirciyi oldukça şaşırttı. Davulunu inanılmaz bir enerji ile çaldı. En çok dikkat ettiğim ise 7 kişinin inanılmaz uyumuydu. Herkesin ne yapacağını bilmesi yapmış oldukları bu projenin hakkını verdiklerinin adeta bir kanıtıydı. Salon’u dolduran kalabalık o gece büyük bir enerji hissiyatı ile ayrıldılar. Hatta konser başlarken Johanna’nın kalabalığı görünce yüzünde beliren şaşkınlık ifadesi, o an için yaşamış olduğu mutluluğun ifadesiydi. Son olarak bütün konserlere ve caza ilişkin söyleyeceğim şey, Cazın özü doğaçlama, doğaçlamanın dostu caz…