19. İstanbul Caz Festivali, Tünel Şenliği

Tünel benim için ayrı bir yere sahip, dar sokaklardan İstiklale çıkmak ya da kuytu bir arada oturup bir şeyler içmek, işte bunun zevkini almak bana gerçekten huzur veriyor. Diğer bir başka huzur kaynağım ise Caz. Bu iki huzur 3. kez İstanbul Caz Festivali kapsamında düzenlenen Tünel Şenliği festivalinde buluşuyor, kaynaşıyor ve büyülü tılsımı ile etraftakileri mutluluk veriyor. Ben de tünel şenliğini kaçırıp huzurumu bozmak istemeyenlerdenim. Çok geniş bir programa sahip olan bu festivalde kendime program yapmak da bir hayli zor oldu. Fakat ben programa daha önce göz attığım için, ilk başlayacağım konser Hollanda Konsolosluğunun bahçesinde sahne alacak Hollandalı cazcı Ntjam Rosie idi. Konser için Hollanda konsolosluğunun bahçesi sevimli ve bir o kadar da sıcak bir ortama sahipti. Caz severlerin kimi çimenlerin üzerine oturmuş, kimi benim gibi sırtlarını bir ağaca vermiş konserin başlamasını bekliyordu. Konsere gelmeden birkaç gün önce Ntjam’ın 2010 yılında çıkarmış olduğu Elle albümü keyifle dinlemiştim. Albüm fotoğrafındaki Ntjam’ın 2010 yılında canlı dinlediğim Grace Jones’a olan benzerliği beni hayrete düşürmüştü. Yaptığım araştırmaların sonucudu da bunun göstergesiydi. Ntjam için kaz dünyasının Grace Jones’ı diyorlardı. Ntjam arkadaşlarıyla beraber sahnedeki yerini aldığında artık bu benzerlik bütün gerçekliği ile karşımdaydı. Gelmeden dinlemiş olduğum Elle albümünden güzel şarkılar söyledi. Albümün giriş şarkısı olan Morning Glow oldukça başarılıydı. Sahnedeki sıcaklığının sebebi, kendisinin de ifade etmiş olduğu o Afrika kökenli oluşunun samimiyetiydi. Seyirci ile sürekli diyalog halinde olması sürekli gülen o çikolata kıvamındaki yüzü seyircinin içini ısıttı. Türkçe bir şarkıyı seslendirecek kadar özgüvene sahip oluşu ise bizi bir hayli şaşırttı. Bugün günlerden ne? Sorusuna seyircinin cumartesi demesi üzerine koca bir hayır çekerek, Bill Withers ait olan ve sayısız filmde kullanılan Lovely Day diyerek cevap vermesi yüzümüzde kocaman bir tebessüm bırakarak, bizi daha da mest etti.
Aklımın bir köşesine sıcakkanlı Hollandalı cazcı Ntjam Rosie’yi de yerleştirmiş olmanın keyfi ile İngiliz caz üçlüsü Phronesis’i dinlemek için Salt Beyoğlu’nun yolunu tuttum. İyi ki de tutmuşum diyorum. Hatta konser bittikten sonra kendime biraz geç kaldığım için hayıflandım. Bu kadar başarılı bir konser performansı beklemiyordum. Phronesis dediğim gibi üç kişiden oluşuyor. Kontrbas Jasper Hoiby piyanoda Ivo Neame ve davulda Anton Eger’den oluşan bu harika üçlü bizim ruhumuzu saran yapmış oldukları o müzik ile bize bunu harika bir şekilde hissettirdiler. Phronesis anlam olarak şu demek; “eğitim ile edilen pratik bir erdem.” Sahnede o erdem bütün ağırbaşlılığı ile karşımızdaydı. Sahnedeki o kararlılıkları ve o güçlü oluşları bizi oldukça etkiledi. Bu arada Salt Beyoğlu için çok şirin bir sahne oluşturulmuş. Seyirci sanki bir söyleşi ortamında gibiydi. Tek eksiği Jasper’ın ve bizlerinde etkilendiği havalandırma sorunuydu. Onun haricinde ortam o an için mükemmel görünüyordu. Performansını ve bize verdiği o enerji için davulcu Anton yani sahnenin çılgın adamı seyirciyi resmen büyüledi. Jasper’ın da dediği gibi bu erdemli üçlünün mutlaka bir CD’sine sahip olunmalı. Çünkü görülen o ki bu üçlü ilerisi için caz adına çok iyi işler yapacaklarının sinyallerini verdiler, o akşam. Ben ise harika duygular ile Salon’un yolunu tutum. Phronesis konserini bir an olsun kımıldamadan dinlediğim için Jülide Özçelik konserinin sonuna yetişebilmişim. Ama Hayat’ı, Zaman’ı ve Yalan Dünya’yı kaçırmadım… Jülide her zamanki gibi karakteristik o yumuşak sesi ile bizi duygulandırdı.
Ve benim için bu festivalin kapanışını Salom’da sahne alacak enerjileri ile bizi yerimizde rahat durmamızı sağlamayan Jo Stance grubu ile kapadık. Benim için harika bir final oldu. Finlandiyalı soul şarkıcı Johanna Försti ve davulcu-yapımcı Teppo Mäkynen’in bir projesi, Jo Stance. Gerçekten harika bir projeye imza atmışlar. 3 saksafoncu, 2 gitarist, 1 davulcu ve bir vokalden oluşan bu grup 60 yılların caz gruplarını andıran o nostaljiyi sahnede yaratmış oldukları inanılmaz enerji ile harmanlayıp bize sundular. Özellikle davulcu Teppo’nun performansı seyirciyi oldukça şaşırttı. Davulunu inanılmaz bir enerji ile çaldı. En çok dikkat ettiğim ise 7 kişinin inanılmaz uyumuydu. Herkesin ne yapacağını bilmesi yapmış oldukları bu projenin hakkını verdiklerinin adeta bir kanıtıydı. Salon’u dolduran kalabalık o gece büyük bir enerji hissiyatı ile ayrıldılar. Hatta konser başlarken Johanna’nın kalabalığı görünce yüzünde beliren şaşkınlık ifadesi, o an için yaşamış olduğu mutluluğun ifadesiydi. Son olarak bütün konserlere ve caza ilişkin söyleyeceğim şey, Cazın özü doğaçlama, doğaçlamanın dostu caz…

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s