Melody Gardot; Love is Art of Music

Müzik bu sefer gökyüzünde, bulutların arasında karşıma çıkmıştı. 2009 yılında caz dalında çıkan albümlere göz atarken bir çok albümü bir uçak yolculuğunda dinlemek için müzik çalarıma yüklemiştim. Bu albümlerin arasına saklanmış bir albüm sanki gökyüzünde keşfedilmeyi bekliyordu. Albüm, “My One and Only Thrill” adıyla Melody Gardot isminde bir kadına aitti.  Albümdeki şarkıları dinlemeye başladığımda gökyüzünde dinlenebilecek bir albüm varsa o albümü dinliyor olmam belki de ne kadar şanslı olduğumun göstergesiydi.

O yüzden aklımda o albümün melodileri gökyüzünde bir yerlerde saklanmış ve o kadın da bir bulutun üstünde bana şarkı söylemişti. Melody Gardot, sade olmanın gerçekten zor olduğunu ve bunun nedeninin ise sade olmanın, olunacak bir şey olmadığını bana göstermişti. İşte o yüzden sadelik o kadar güzel ki, bize bu kadını daima farklı hissettiriyor.

Dün, bir konser mekanının şarkıcının kimliği ile uyumunun nasıl harika olabileceğine de tanık olduk. “Almanya Sefareti Yazlık Rezidansı” Melody Gardot için nasıl bir konser mekanı olması gerektiğinin net bir cevabıydı. Boğazdan gelen esinti ile Melody’nin sesi birleştiğinde ortaya çıkan ve insanın tarif etmekte zorlanacağı “o an”, şarkıların boğaz manzarası, denize sıfırdı.

İşte o boğaz manzaralı denize sıfır şarkılar ile birkaç saatlik mutluluk diliminin içerinde yer alıyorduk. Aşkın müzik sanatı olduğunu söyleyen Gardot, o mutluluk diliminde bizi de o aşkın bir parçası yapıyordu. Geçmişte yaşamış olduğu o kötü günlerin ona kazandırdığı tecrübeyi yapmış olduğu müzik ile bize aktarması onun aslında ne kadar güçlü olduğunun da göstergesiydi. melody gardot

Gardot’un naif sesi, zarif güzelliği, yüzündeki kocaman gülümsemesi ve o sahne ihtişamı seyirciyi adeta büyülemişti. Bunun farkında olan Melody, seyirci ile yeri geldi beraber şarkı söyledi yeri geldi sahnede beraber dans etti. Melody’nin müzik ile uyumunun en büyük nedeni müziği pür dikkat dinlemesiydi. Sanki müzik ona itaat ediyor ya da başka bir ifadeyle saygıda asla kusur etmiyordu.

Melody kıyafetini değiştirmek için verdiği arada ise bu sefer bizi etkisine saksofon üstadı Irwin Hall aldı. Bir ara iki saksofonun bir arada çalması da seyirciyi resmen büyülemişti. Bir an olsun konserden ayrılmıyorduk. Ve Melody’nin beni gökyüzünde mest eden iki şarkı, “Baby, I’m Fool” ve “Who will Comfort Me” şarkılarını duyduğumda Melody bulutların üstünde ben de artık gökyüzünde yer alıyordum. Bir yandan ise içimden nasıl boğazın o görkemli atmosferi de bize yoldaş olabiliyordu diye de düşünüyordum. Bu kadar mı o an için her şey gözüme kusursuz gelebilirdi. Aslında ben “on an” için “Boğaza sıfır bu şarkıları gökyüzünde dinliyordum.”

Hafif rüzgarlı bir temmuz gecesi her şey bittiğinde aşkın müzik sanatı olduğunu söyleyen Melody bize boğaza sıfır şarkılar söylemişti.

Fotoğraf: Zülal Kalkandelen

19. İstanbul Caz Festivali; Erykah Badu

Hani bazı konserler vardır, haberini erken alırsın. Haliyle önünde işkence niteliğinde ciddi bir süreç oluşur. Önceden program yapmak zorunda kalırsın. Hatta ya o gün bir sorun çıkarsa diye de endişelenirsin. İşte o konserlerden birisi 19. İstanbul Caz Festivali kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava sahnesinde gerçekleşen Neo-Soul’un kraliçesi olarak gösterilen ve ilk kez Türkiye’ye gelecek olan Erykah Badu’ydu…

Erykah Badu’nun müziğini dinlerken hissettiklerimi büyük bir ihtimalle burada çok iyi aktaramayacağım. Çünkü o buna bir an olsun bile izin vermiyor.
Kendisi sahneye adımını attığında ilk önce harika bir kadın gördüm. Özellikle bakışları ile seyirciyi etkisi altına alması bir an olsun gözümüzü ondan ayırmamamıza neden oluyordu. Sahnedeki o asil duruşu bile bizi etkilemek için bir sebepti. O üst düzey enerjisi ile öyle bir giriş yaptı ki konsere, ilk dakikadan herkesi ayağa kaldırdı. İlk beş- altı şarkılık süreçte bütün açık hava onun şarkılarına ayakta dans ederek eşlik etti. Erykah seyircinin göstermiş olduğu bu sevgi selinden oldukça memnun görünüyordu. Hatta şaşırdığını bile görmek mümkündü. Bu arada beni en çok etkileyen durumdan birisi de Erykah Badu’nun inanılmaz bir ekibe sahip olması. Bu kadar güçlü bir ekibe sahip olması aslında onun ne kadar büyük bir şarkıcı olduğunun kanıtı. Erykah şarkıcılığı dışında ayrıca sıkı bir aktivist. O gün sahneye Arizona’daki göçmenlere destek vermek için “I am an imigrant” (Ben bir göçmenim) yazılı bir tişörtle çıktı. Ayrıca seyirci ile sürekli bir iletişin halinde olan Badu bir ara şöyle bir cümle kullandı “Bigger than your goverment” bu cümle aslında bireyin ne kadar güçlü olduğunun bir ifadesi niteliğindeydi. İşte Badu’nun bana göre yaratmış olduğu o müzik felsefesinde de bu var…

Sahnedeki hâkimiyeti, tek başına o güçlü kadın duruşu ve bize bunu tamamıyla aktarması tam bir zarafetin dışa yansımasıydı. Konserde dikkat edilecek hususlardan biri de sanki bir albüm kaydı yapılıyormuşçasına her şeyin kusursuz oluşuydu. Albüm kayıtlarından tek farkı ise konserdeki şarkılarının albüm kayıtlarından daha iyi olmasıydı.

Sonunda Badu’da dayanamadı ve o müthiş koronun içinde kendine yer buldu. Hatta bir an olsun bile ayrılmak istemedi, seyirciden… Gösterilen o ilginin altındaki utanma duygusu aslında onun kişiliğinin ne derecede olduğunun dışa yansıması gibiydi. Badu çok güzel şarkılarına söyledi. Bunların arasında Other Side of the Game, Window Seat, On & On, Apple Tree gibi harika şarkılar vardı. Hele konser sonunda yapmış olduğu bis seyircinin göstermiş olduğu o ilgiye vermiş olduğu bir hediyeydi. Resmen Badu konser içinde minik bir konser daha yaratmıştı.

İşte 4 Grammy sahibi olan bu harika kadın derin, renkli ve özgün sesiyle bize harika bir gece yaşattı. Her şey o gece, o kadar güzeldi ki “biz” adını koyamadık…

Not: Fotoğraf Ebru Baranseli‘ye aittir.