Herbie Hancock, Haliç Kongre Merkezi

Dün gerçeten bir efsaneyi izledik. Efsane diyorum çünkü o ünvanı fazlasıyla hakediyor. Nasıl mı? 1984 yılından itibaren toplam 12 Grammry Ödülü, ve bu Grammry ödüllerinden biri var ki o ödülü 43 yıldır hiçbir caz albümü hak kazanamadı ama Herbie Hancock o ödülü 2008 yılında alarak büyük bir başarıya imza atmıştı. Ve bu efsane dün yeni projesi ile karşımızdaydı. Ne mi? “The Imagine Project.” Herbie Hancock 2010 yılında çıkardığı bu harika albümün tanıtımı için dünyada turneye çıkmış ve bu turne duraklarından birine de Istanbul’u katmıştı. İyiki katmış dün gece konsere gelenler Haliç Kongre Merkezin’den harika duygular ile ayrıldılar.  Ama ne yazık ki 2010 Avrupa Kültür Başkenti ünvanına sahip Istanbul Herbie Hancock Konserinde Haliç Kongre Merkezini bile dolduramamıştı. Üstelik böyle bir efsanenin son çıkarmış olduğu albümünün tanıtımı için geldiğini düşünürsek bu durumun ne kadar vahim olduğunu görebiliriz.Konsere geçmeden önce Haliç kongre Merkezi için Istabulun en modern konser mekanlarından birisi olduğunu da söylemek istiyorum. Üstelik bu tarz caz konserlerinde oldukça başarılı olduğunu da belirtmek isterim. Belki ses düzeni daha iyi olabilirmiş. Bunun dışında gerçekten çağdaş bir salon. Herbie Hancock saat 21:00 gibi sahnede daha doğrusu piyanonun başında buldu kendini ve o piyanonun tuşlarına dokunması ile salonu bir huşu kapladı ve biz de tamamen ruhumuzu ona bıraktık. Hakikatten dünyanın sayilı caz piyanistlerinden Herbie Hancock. Buna dün gece birkez daha canlı canlı tanık olmak ise gerçekten harika bir duyguydu. Bu arada Herbie Hancock demişken o harika ekibinden de bahsetmemek olmaz, Gitarda ileride adını oldukça sık duyacağımız bir isim Lionel Loueke, biraz Lionel’den bahsetmek gerekiyor.
Çünkü Lionel dünyada her insanın gitmek istediği Berklee müzik okulundan mezun ve bu okulu da burslu bitirmiş, bir gitarist. Üstelik okulu bitirir bitirmez Herbie Hancock’un rektörlüğünü yaptığı “Thelonious Monk Institute of Jazz’a” seçilmesi onun ne kadar iyi olduğunun da bir göstergesi… Tabi ekip Lionel ile kalmıyor, ünlü klavyeci Greg Phillinganes’ta ekibin bir parçası. Üstelik kendisi zamanında Eric Clapton ile çalışmış bir üstad, kaldı ki Herbie’de Greg’i anlatırken bundan bahsetti. Ekibin diğer müzisyenleri ise bass gitarda James Genus ve vokalde ise çok hoş bir ses, Kristina Train… Gerçekten Kristina oldukça başarılı bir sese sahip, albümüne adına veren Imagine şarkısı da kendisi seslendirdi. Ben de dayanamayıp Kristina’nın da seslendirmiş olduğu bir canlı performans kayıtı aldım. Bu kayıtı aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

Bir ara Herbie Hancock piyanosundan kalkıp The Imagine Projesini anlattı, projenin oluşmanda etkili rol oynayan ana fikir ise küresel sorumluluk ve barış. Bu mesajların albümün oluşmasında etkili olduğunu ve albümde emeği geçen herkese de teşekkürlerini iletti. Yaklaşık 2 saat kalan Herbie seyircinin fazla ısrarı ile tam tamına yarım saat daha izleyiciye harika bir caz geçesi yaşattı. İzleyiciler ise Herbie’nin bu jestine oturdukları yerlerden kalkıp dans ederek karşılık verdiler. Salonun hepsi ayakta ve çılgınca dans ediyordu. İstanbul’a gelen efsanevi caz piyanisti bize böyle harika bir caz gecesi yaşattı.

http://player.vimeo.com/video/16239809?portrait=0

Herbie Hancock, The Imagine Project Tour from barfilozofu on Vimeo.

Reklamlar

Parov Stelar Band, Ghetto

Bazen insanın canı sıkılır, daralır, üstelik bir de buna kışın vermiş olduğu depresif hali eklenir ve sen artık bunlardan kurtulmak için bir şeyler yapmak istersin ya işte bu söylediklerimden kurtulmak ve her şeyi bir kaç saatliğini unutmak için dinlediğim bir müzik adamı var. Kim mi o? Elektro-Swing’in doğmasında başrolü üstlenen Avusturyalı DJ Parov Stelar Aslında sadecce kendisinden bahsetmiş olursak diğer ekip arkadaşlarına haksızlık etmiş oluruz. Ekibinde birbirinden dallarında başarılı değerli isimler var. Vokalde Beate Baumgartner Saksafonda Markus Ecklmayr, Davulda Willie Larsson jr ve Bass Gitarda Michael Wittner. Özellikle Markus ve Beate sahnede kendilerinden geçtiler. İzleyenleri hayran bıraktılar.

Parov ve ekibi açılışı ona daha da bir ün katan Coco albümünden oluşan bir tur ile açtılar. Ama konserin zirveye çıkartan parça ise Shine albümünden benimde fovarilerimden olan Homesick idi. Adeta Ghetto’ya gelen onca kişi kendilerini müziğin ritimine bıraktı. Bu arada Ghetto demiş iken şu sorunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Kapasitesinin oldukça dışına çıkılmıştı, bu konserde… Resmen kapasitesinin üstünde bilet satıldığı aşikardı. Konseri rahat bir şekile dinlemeyi bırakın, mekanın içinde hareket edemez haldeydi, herkes… Ve eklenmesi gereken başka bir detay ise Parov Stelar ve ekibinin sahnede çok az kalmaları, yaklaşık 1 saat kaldılar. Açıkcası bu biz dinleyiciler için oldukça kısa bir süre, resmen insanın tadı damağında kalıyor. ama artık görünen o ki pek arayı açmıyorlar, bundan önceki konserin nisan olduğu düşünülürse bundan sonrada ilerki zamanlarda gelecekleri ap açık belli…